26 Mart 2012 Pazartesi

Rengimiz Tebeşir Rengi Platformu


Rengimiz Tebeşir Rengi Platformu
"Rengimiz Tebeşir Rengi" adlı platform, özel öğretim kurumları çalışanlarınca kurulmuş olup ana amacı, Türkiye'de eğitim ve özel öğretim kurumları hukukunun oluşturulup kurumsallaştırılmasında inisiyatif alıp kanaat bildirmektir.
Her olgu gibi bu olgunun da sonsuz sayıda nedeni vardır; burada, birtakım ilkelerden hareket edilerek kimi soyutlamalarla birkaç ana başlık altında konu tartışmalara katkıda bulunmak amacıyla kanaatler dile getirilecektir.
RTR, özel öğretim kurumları çalışanlarının, hukuksuzluk ve sektörde bulunan aktörlerin görece nitelikli olmamasından ötürü hukuksal, psikolojik, sosyolojik ve yadsınamaz biçimde ekonomik sorunlar yaşadığı; hukukun olmadığı ve/veya kurumsallaşmadığı yerde keyfiyet -inisiyatifi elinde bulunduran kişi ya da kurum ya da zihniyet ya da ideoloji- hakimdir. Keyfiyet, belli bir ilkeye dayanmaz; bu nedenle kişi, nasıl davranması gerektiğini bilemez; bu, tıpkı G.Orwell'in 1984'ünde tarif ettiği türden bir toplum tipi olur ki özneleri her geçen gün bireysel özelliklerinden soyularak özne olmak kimliğini yitirir tespitinden hareket etmektedir.
Öğretmenler, özellikle de Türkiye'nin görece hızlı değiştiği dönemde reel ücret anlamında toplumun büyük kesimi gibi yoksullaştı; bu, öğretmenlik kavramının içeriğini ana hatlarıyla şu şekilde değiştirdi:
a. Nüfus hızla artıyordu ihtiyaçlar çağın gereklerine göre değişip aralarına yenileri eklendi, yeni üniversitelere, bölümlere ihtiyaç doğdu ve artan kontenjan nedeniyle öğretmen olmak görece kolaylaştı.
b. İkinci dalga, sekiz yıllık temel eğitim politikasının hayata geçirilmesi esnasında geldi ve alanı ilköğretim öğrencilerine okutulan derslerle ilişkisi olmayan lisans mezunları da milli eğitimin öğretmen açığı nedeniyle okullarda istihdam edildiler. Tabii, bu, ciddi bir sorun idi ve o dönem üzerinde sivil toplum örgütlerinin ve en başta da eğitim sendikalarının bu uygulamayı ciddi şekilde kritik etmedikleri bu camianın içindeki aktörlerce ya da öznelerce anımsanacaktır.
c. Türkiye'nin 24 Ocak 1980, 5 Nisan 1994 ve 28 Şubat 2001 krizleri en azından söylendiği ya da telaffuz edildiği vakit -bu ülkede- o tarihlerde henüz doğmuş olanlarımız bile pek çok şey anımsarlar. Bu krizler neticesinde ülke ekonomik uygulamaların iflası nedeniyle kendine yeni çıkış kapıları arar ve her seferinde -ne yazık ki- IMF'ye ihtiyaç duyar.
d. Bir türlü hız kesmeyen nüfus artışı ve ihtiyaçların çok üzerinde insan kaynağı bu nüfusa yetişemeyen bir ekonomi yan yana gelince sonuç: birçok alanda olduğu gibi öğretmen arzının fazlalığı ve değerin(in) düşmesi.
e. Yetkili mercilerin artan öğretmen arzını, “yalnızca eğitim fakülteleri mezunlarının öğretmenlik hakkı vardır; fen ve edebiyat fakülteleri mezunlarının hakkı yoktur” diye karar alması, kuşkusuz birçok mağdur yaratmıştır; burada esas olan konu yine hukuksuzluktur; dayandığı herhangi bir ilke yoktur keyfiyet "ben yaptım olducu" bir anlayış ve gündelik sorunlara gündelik çözümler bulmak derdiyle hareket edilmiştir. Bu yanlış, bir başka yanlışla düzeltilmeye çalışıldı ve bugün "uzman eğitici" statüsü altında pedagojik formasyonu olmayan lisans mezunları özel öğretim kurumlarında uzman öğretici ya da eğitici statüsünde öğretmenlik yapabiliyor. Yaklaşık on yıl arayla aynı bakanlığın aldığı bu iki kararı değerlendirelim: ilkesizlik; blli bir eğitim politikasına dayanmamak; rügarın yönüne göre rotayı önemsemeksizin yelken açmak.
f. Ayrı bir madde olarak formasyon üzerinde durulmalıdır; bu uygulama, artık, kamu üniversitelerinin sınırlı kontenjan açması nedeniyle özel üniversitelerin gelir kapısı olarak görülmektedir ve politika halk için değil sayıları 15-20 olan vakıf altında ve geniş genelinin gündeminde eğitim ve bilimsel araştırmaların bulunmadığı ticari işletmeler gözetilmektedir. Bunun da konumuzun önemli bir kalemi olarak tartışılması gerektiği düşüncesindeyiz. Özel öğretim yasası ile formasyonu olmayanlara kamu okulları ve kolejler dışında kalan özel kurslar ve dershanelerde öğretmen olmak hakkı tanıdı. Özel kurslar, kuşkusuz, nitelik bakımından dershanelerden farklıdır; daha çok kolejlerle birlikte değerlendirilmeleri gerekirken özel kurslarla birlikte ele alınmış ve 5580 sayılı yasa ve mevzuatı buna göre oluşturulmuştur.
Ara sonuç 1: Bir meslek düşünün ki "ben dedim oldu!" anlayışı ile yapılabiliyor. Gidip 10-15 günde tornacı, elektrikçi, berber olacağım deseniz size gülerler gülmekle kalmayıp bir güzel sopa atıp “ne bu çırak olmadan usta mı olunurmuş, beş günde meslek mi öğrenilirmiş.” derler. Hatta, siz istediğiniz kadar “ben becerikliyim bakın bu işi biliyorum üç günde öğrendim” de deseniz size meslek odası mesleki sertifika vermez konu sertifikayı almanız için senelerce çıralık, kalfalık ve ardından çeşitli sınavlardan geçtikten sonra ustalık mertebesine erişebilirsiniz. Ama gelin görün ki 15 günde rehber öğretmen de öğretmen de olabiliyorsunuz bu ülkede ve insanlar sizlere çocuklarını emanet edebiliyorlar; geniş geneli ehil olmayan bu insanlar da bizim çocuklarımızın ruhlarını pedagojiden bihaber biçimde biçimlendirerek işleyip yetiştiriyorlar ya da yetiştirdiklerini sanıyorlar ama çocuklarda ne gibi handikaplara neden olduklarını yeterince bilmedikleri kanaatindeyiz.
Şimdi, burada tuhaf, üzerinde düşünülmesi gereken bir nokta var ki, o da: "15 günde öğretmen olunur mu?" demeden bu yasadan faydalanıp öğretmen olan meslektaşlarımız var; aralarındaki nitelikli öznelerden söz etmiyoruz bu tamamen bireysel bir olgu ama biz, belli türden bir sorunu belli türden bir ilkeyle ve de hukukla tanımlamamız gerektiği düşüncesinden hareket ederek "15 günde öğretmen olunabilir" ilkesini tartışıyoruz. Biz, burada, her uygulama, ilkelere, hukuka dayanmalıdır; bu uygulamanın dayandığı ilke: farklı alanlarda eğitim alsalar da 15 günde öğretmen olunabilir ilkesi. Biz, bu ilkenin konunun taraflarınca da benimsendiğini düşünüyoruz; yani ilgili resmi organlar, öğretmenler ve veliler.
Ara sonuç 2: Her bireyin biri sosyal diğeri reel olmak üzere iki tür algısı vardır; bunlardan sosyal olanı: kişinin sosyal benliği kişiyi tanıyanların zihnindeki imgeleridir; reel benliği ise kendilik algısıdır. yeterince olgunlaşmamış ergenlik ya da geç ergenlik dönemlerinde olanların sıklıkla kendilerini daha çok sosyal benlikleriyle algıladıkları ve düşünüldükleri gibi davranmaya ve yaşamaya çalıştıkları bilinir. Öğretmenler de toplumun zihninde statüsü ve saygınlığı yeterince yüksek olmayan meslek gurubu olarak değerlendiriliyor; haliyle görece ham olan öğretmen de kendini bu algıdan kurtaramıyor; bir başka deyişle bu algının esiri oluyor; bu, yaptığı işe de "de facto" yansıyor.
Bunlar, doğrudan öğretmenlik ilgili ama ekonomik ve sosyal anlamda göç, özellikle toplumun ahlaki anlamda geniş genelini oluşturan lümpen takımının içi düz pragmatist mantıkla dolu ahlaki ilkelerine bakılınca ortaya çıkan sonuç: "bilgiye, görgüye, deneyime saygı göstermeye gerek yok; çünkü ben, asıl bunlar olmadan bak nelere sahip oldum..." En kolay, kolay olduğu gibi yaygın ve de kalıcı olan öğrenme yollarından biri olan görerek öğrenmenin temelinde yer aldığı görgü bu şekilde oluşur. Bu görgü, kimi çevrelerce görgüsüzlük olarak değerlendirilir; ama ülkenin hakim kültürü yani kitle kültürü, sosyolojik-antropolojik açıdan alt kültür olan ya da görece oturmuş ülkelerde alt kültür olan "birim"lerin burada kitle kültürüne dönüşmesi. Bunun temelinde son yıllarda nüfusun her yıl bir milyon kişi artan Türkiye olgusu yer almaktadır. Ne eğitim ne AB süreci ne Güneydoğu ne ekonomi, bu nüfus artışı oranı hesaba katılmadan anlaşılabilir. Biz, eğitim alanında politika üretilirken bu olguların hesaba katılması gerektiği kanaatindeyiz.
RTR Platformu'nun dayandığı ilkeler:
a. Bir özne olarak benim Türkiye'yi ve dünyayı değiştirme imkanım vardır.
b. İnsan, yetişmiş insan, toplum havuzunda önce kendiyle ilgili ardından da diğer alanlardaki sorunlara edilgen ve/veya etkin olarak müdahildir.
c. Her insan, kendini, toplumu ve doğayı dönüştürme gücüne sahiptir.
d. Gelişmiş, nitelikli bir toplumlar, kişilerin katılımının optimum düzeyde sağlandığı toplumlardır. Bir özne olarak kişi, tanımlanıp biçimlendirilen hayat(ın)a inisiyatif alarak katılabilecek donanımı taşır.
Biz, RTR Platformu olarak bu ilkelerden hareket etmekteyiz; oluşumun geldiği nokta şu: perspektifi STK olan, inisiyatif alan, kanaat bildiren bir baskı grubu olmak.
Öğretmenin hem ücret hem de statü anlamında yükselmesini istiyor ve bu perspektifle çalışıyoruz; lakin hiçbir sosyal algı bugünden yarına değişmez nasıl ki bugünkü öğretmenlik algısı / kavramı son birkaç yılda oluşmadı ise mevcut algı da önümüzdeki birkaç yılda değişmeyecek. Peki ne olacak? Biz RTR olarak önce bireyin kendinin farkında olması ve bu farkındalıkla kendini değiştirmesi gerektiği kanaatindeyiz. Bu açıdan baktığımızdan ötürü her bir üyemizin hem hukuksal hem de akademik anlamda kendilerini donanım yönünden zenginleştirmesi için çalışmalar yapmaktayız.
Bu süreçle hukuksuzluklarla ve hukuksuzluktan beslenen keyfiyetle mücadele etmekteyiz.
Bu hedeflerin, bir arada olmayı gerektirdiğinin bilinciyle hareket ederek temelleri sağlam, kuramsal anlamda kendini doğru bir zemine yerleştirmiş bir tüzel kişiliğe ihtiyacımız olduğunu düşünerek bu anlamda çalışmalar yapacak öznelere ihtiyacımız bulunduğunu bu platformdan yüksek sesle dile getiriyoruz.
Sonuç: "Karanlıktan şikayet edeceğine bir mum da sen yak!” diyenlerdenseniz; artık deyimleşmiş olan “Türk gibi söylenmek”in ötesine geçmek isteyenlerdenseniz RTR Platformu’nun sağladığı demokratik  çatı altında kanaatlerimizi paylaşıp kurumlaşmış bir STK ile üzerimizdeki karanlığın "de facto" üzerinizdeki karanlığın dağıtılmasını sağlayabiliriz.
Saygılamızla,
Rengimiz Tebeşir Rengi
P l a t f o r m u

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder