ideolojik aygıt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ideolojik aygıt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2013 Pazartesi

eğitimin "milli" olanını almayı/vermeyi vicdanen reddediyorum...

eğitimin "milli" olanını almayı/vermeyi vicdanen reddediyorum...

dinsel kurumların ardından en büyük 'yalan', okul ve türevi hiyerarşik örgütlenmelerle varlığını iktidara eklemlenerek sürdüren kurumlar olsa gerek. (dikkat! "din" ve "eğitim" demiyorum, "kurumları" diyorum; çünkü ikisi de insanın varoluşunda yer alan olgular.) çünkü ikisi de iktidarın ideolojik aracı gibi iş görmekte kurumlaştıkça... beden ve bilinç üzerinde tasarrufta bulunmaktalar... insanın özgürlüğü önündeki en büyük ve en somut kurumsal engelleri aşma zamanı geldi... kurumsal yapıları insanı temele alacak şekilde evriltelim... önce kurgusunu, ardından içeriğini... iktidardan arındırabildiğimiz ölçüde
ulaşabiliriz insana. çünkü dinsel kurumlar ve eğitim kurumları insanı perdelemekte... 

mesela t.c. milli eğitim bakanlığı'nı önündeki patolojik "milli" ifadesinden arındırarak işe başlayabiliriz... yeni eğitim - öğretim yılının, iktidarın ideolojik söylemlerine teslim olmadığımız, bilakis bunları daha fazla ifşa ettiğimiz bir sürecin başlangıcı olmasını diliyorum... bunun için kimliklerimizden, aidiyetlerimizden arınıp geride kalana odaklanarak işe başlanabilir... 

"milli" olan müfredata göre eğitim almayı da vermeyi de vicdanen reddediyorum... 

v. metin bayrak
16 eylül 2013'istanbul

17 Şubat 2013 Pazar

Olgunluk versus Olmamışlık


olgunluk versus olmamışlık

olgun olmak, olgunlaşmak, ermek, bilmek, bilgelik, arzularını kontrol etmek, kamil insan olmak, hamlık, toyluk, acemilik, torlaklık, çocukluk...

ol-mak fiilinin kökünden türemiş bir kavram olarak olgun ve olgunluk kavramlarına türkçe'nin yüklediği anlamlara bakıldığında gençlik ve ilgili kavramların göreli kavramı olduğu anlaşılmakta; olgu statikleştirilip yetişkin ve yetişkin olmama, kör kategoriler olarak düşünülmekte. 
olgun olmak, heyecandan uzaklaşmak anlamına heyecan-lı olmamak anlamında düşünülmekte.

dil, düşüncenin aynası ve dünyayı - kendimizi kavrama aracıysa; insan, kendini bu dilde yer alan kavram ile tanımlarsa; tanımlanırken "olgun insan" denen insan, artık varsa bile heyecanından kendini yalıtır, onu atar, çünkü artık o olgundur. bu olgu, dil faşizmi ya da dilin kuşatması olarak kavramsallaştırılabilir.

gençliği dışlayan bir olgunluk, heyecanı, coşkuyu ve gençliğe dair ne varsa her birini de dışlamış olur; gençliği dışlayan bir olgunluğun gençlere kendi kültürel birikimini nasıl aktarabileceğini düşünebiliriz ki? kültür, hiç kuşkusuz, kuşakların ürettiği ve yine kuşakların birbirlerine aktardığı bir olgudur; kuşakları, birbirinden ayıransa olmuşluk ve olmamışlık; 'olmuşlar', 'olmamışlara' aktarırlar; oysa dijital çağda öğreten - öğrenen ilişkisi bilişim teknolojileri ve onun üzerine inşa edilen yeni bilinçler bağlamında tersine dönüşmekte. peki ‘iletişim’ nasıl kurulmaktaydı ve şimdi tersine dönen ilişkide aldığı biçim nedir?
olmuş olan kendini olgun görür ve o, olmuş olarak gençliği(ni) dışlar. olgunluğun içine kendini hapsedense biraz daha kültürün içine sıkıştırıp antropolojik köklerinden yalıtıp salt kültür ürününe dönüş(tür)ür ve hayatla olan bağın(ın) kopmasına neden olur.

dil, düşünceyi; düşünce, algıyı; algı, davranışlarımızı; davranışlarımız, kim olduğumuzu tesis eder. o halde geriye, toplumsallığın, ahlaksallığın temeline yani dile indiğimizde onun ne denli baskıcı bir olgu olduğunu görürüz; baskıcıdır ama sınırları mutlak değildir; sürekli gelişerek hayatta kalması, insanı daha fazla kuşatabilmesinin nedeni, bu esneklikte saklı olsa gerek.

dil, olmuşların, olgunların taşıdığı, sınırları onlarca çizilen bir olgu. dil, insanın özneleş(tiril)me sürecinde ideolojik bir aygıt olarak kullanılmakta; insanı doğasından arındıran ana olgu olarak da okunabilir. çocukluğun naiflikle, masumlukla, akıldan yoksunlukla... ilişkilendirilmesi de bundan. yetişkinler, yetişkin olma durumunu fetişleştirir; özneliklerini -statü, ırk, din, dil, toplumsal cinsiyet vb. gibi-, çeşitli ‘değer’lere tahvil ederek bir anlamda yaşamı totaliterleştirerek insanı doğadan uzaklaştırırlar; oysa duruluk, eşitlik, dolaysızlık, sınırlandırılmamışlık, kutsalsızlıktır bir bakıma olmamışlık olarak görülen özne(cik)lik hali.
iktidarı temsil eden olmuşluk, ‘olgun’larda cisimleşmekteyse şu tez kaçınılmazcasına ileri sürülmeyi bekler: olmuşların faşizme duyduğu ihtiyaç, gençlerle olan iletişim(in)e içkindir. 

günümüz gençleri -ya da olmamışları-, otoritenin hiç bir türünü tanımayarak otoritenin cisimleşmiş hali olan yetişkinlere ve yetişkinlerin temsil ettiği kurumların etkisizleşmesine neden olmakta. yetişkinlerle gençler arasındaki diyalektik, çağımızın yeni çelişkisi olarak da okunabilir. aralarındaki ilişki "çatışma" olarak da okunabilir ve çatışma yeni başladı... çağımız, bu çatışmanın çağıdır da!

V. Metin Bayrak
Levent, İstanbul, 2013